İSRAF

İsrafın tanımı

İsraf sözlükte, “savurganlık, gitmek, yanılmak, gâfil olmak” manâlarına gelir.

Bir kavram olarak ise “insanın yaptıklarında sınırı aşması” anlamını taşır. Bazılarına göre de “malı gereksiz yerde harcamaktır”. Gereksiz harcama yapana, israf edene, savurgan kimseye de “müsrif” adı verilmektedir.

Süfyan-ı Sevri'ye göre “az da olsa, Allah yolunda harcanmayan her şey israftır”. Ayrıca israf, “Allah'ın haram kıldığı şeylere el uzatmak” şeklinde de tarif edilmiştir. (İsmail Hakkı Bursevî, Ruhu'l-Beyan, II. 262)

Kulluk görevini yerine getiremeyecek kadar vücudun zarûrî ihtiyaçlarını kısmak da tefrid sayılacak bir israftır.

Kur’an-ı Kerim’de 17 yerde israfla ilgili ayet-i kerime vardır. Bunlardan 4 tanesi yeme-içme-giyme ile ilgilidir. Geri kalan 13 tanesi ise (insanın israf) edilmemesi ile ilgilidir.

Batı, israfı teşvik etmektedir

"Kıt kaynaklar" iddiasına rağmen sınırsız ihtiyaçlara göre üreten Batı iktisat sistemi tabii kaynakları alabildiğine israf eder. Oysa israf fikrinin olmadığı bir İslâm toplumu kaynakları verimli olarak kullanır. Yine İslâm toplumunda ihtiyaçları öncelikle zaruretler tayin eder. İslâm, kaynaklarla ihtiyaçlar arasındaki ilişkileri esasta israfın bertaraf edilmesi gereği açısından düzenler. İsraf yasağı temeli üzerinde oluşan İslâmî üretim tarzı, İslâm devletine tabi olanların beslenme, barınma, giyinme, ulaşım ihtiyaçlarını yeterli olarak karşılamak hedefine yöneliktir. Bu üretim tarzında ihtiyaç dolayısıyla tüketim ilk sevkedici güçtür. Çağdaş kapitalist sistemde ise tüketimin sevkedicisi üretimdir. Üretim yapıldığı için insanlar tüketmek durumundadırlar. Tüketim sınırsız arzular oldukça cazip pazarlama ve reklâm faaliyetleriyle sürekli olarak kamçılanır. Böylece ihtiyaçlar üretimin peşinde koşar.

Kapitalizmin tüketim hırsı sınırsız bir insan tipi meydana getirmiştir. İslâm'da gerçekleştirilen üretimin hedefi insandaki maddi tatmini manevî sahaya aktarmakla bu ihtiyacı giderir. Bir Müslüman’ın tüketim sahasında göz önünde tutacağı başlıca esaslar, haramdan kaçınma, helâlinden tüketme, temizlik, aşırılıklardan kaçınma, sağlığını tehlikeye düşürmeme ve çevredekileri de hesaba katma şeklinde ortaya çıkar.

Nimetlerden israf etmeden, meşru ölçülerde istifade etmekte bir sakınca yoktur.

İnsan, fikrî, ruhî ve bedenî ihtiyaçlarını meşru yollardan tatmin etmek zorundadır. Aksi halde fikren şüphe ve tereddüde, ruhen bunalıma, bedenen de zafiyet ve güçsüzlüğe uğrar. Böyle bir durumda hem dinî, hem de bedenî sorumluluklarını yerine getiremez olur. Ayet-i kerimede görüldüğü gibi Allah'ın yarattığı her şeyin meşru yoldan ve ihtiyaç kadar yenmesi emredilmiştir. Ancak bu, aşırı ve taşkınlık derecesine varmamalıdır. Zira israf noktasına varan tüketimin zararları ferdi aşarak aile ve topluma yansır. Bu da haramdır.

Yüce Rabbimiz kulların istifadesi için çeşitli nimetler yaratmıştır. Bütün bu nimetlerden israfa düşmeden yararlanmamız gerekir. Bedenimizin ihtiyaçlarını karşılamak için yemek, içmek, giymek, gezmek, dolaşmak israf değildir. İsraf bu ihtiyaçları yerine getirirken lükse kaçmak, başkalarına karşı gösteriş yapmak, komşumuz muhtaçken aşırıya kaçmak ve özellikle de bu nimetlerin hakkını vermemektir.

Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurur:

وَهُوَ الَّذِي أَنشَأَ جَنَّاتٍ مَّعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفاً أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهاً وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُواْ مِن ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُواْ حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

"Çardaklı ve çardaksız üzüm bağlarını, tadları ve yemişleri muhtelif hurmaları, hububatı (tahılları), zeytinleri, narları, birbirine hem benzer hem de benzemez bir halde meydana getiren Allah'tır. Her biri mahsul (ürün) verdiği zaman mahsulünden yiyin. Hasad (devşirme) günü de hakkını (zekât ve sadakasını) verin; israf etmeyin, şüphesiz Allah israf edenleri sevmez" (el-En'am: 6/141).

Allah israf edenleri sevmez

يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

"Ey Âdemoğulları, her mescide gidişinizde temiz ve güzel elbiselerinizi giyin. Yiyin için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez" (el-A'raf, 7/31).

Yılda bir milyon tona yakın ekmeğin (buğdayın) israf edildiği toplumda dökülerek israf edilen yemekler, boşa akıtılan sular, gereksiz harcanan enerji, lüzumsuz tüketilen elbise, süs malzemeleri vs. ilave edilirse büyük bir bütçenin israf yolunda yok edildiği görülecektir.

İsraf edilen ekmeğin ekonomiye zararı günde 2,6 milyon TL olurken, İstanbul’da her gün 2 milyon ekmek, Ankara ve İzmir’de ise toplam 600 bin ekmek çöpe atılıyor.

Türkiye’de her gün üretilen 120 milyon ekmeğin yaklaşık 12 milyonunun israf edildiği belirtilerek, bunun ekonomiye zararının günlük 2,6 milyon YTL olduğu bildirildi. İsraf edilen ekmeğin yıllık ekonomik kaybının ise 700 milyon doları bulduğu bildirildi.

Ekmek israfının yüzde 70’inin yemekhaneli işyerleri, hastaneler, yatılı okullar, öğrenci yurtları, oteller ve lokantalarda yapıldığı kaydedildi.

Hazreti Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: “Ekmeğe saygı gösterin. Zira Allah, ekmeği hürmete değer kılmıştır. Kim ekmeğe saygı gösterirse Allah da ona ihsanda bulunur.”

Bildiğimiz gibi ecdadımız ekmeğe son derece hürmet göstermişlerdir. Onlar sofrada ufalanan ekmek parçalarını atmazlar, bayatlayan parça ekmekleri de çorba ve diğer sulu yiyeceklerle tüketirler, çöpe ekmek dökmeyi ise, hiç mi hiç bilmezlerdi. Sevgili Peygamberimiz’in “Ekmeğe hürmet ediniz zira ekmek göğün ve yerin bereketidir. Sofradan düşen kırıntıları alıp yiyen kişiyi Allah mağfiret eder” [33] yolundaki buyrukları, sanki hayatlarının vazgeçilmez bir düsturu idi.

Ekmek israfına paralel olarak açığımız da o oranda artmaktadır. Dış ülkelerden buğday almak zorunda kalışımızın en büyük sorumlusu, önce bizler; bizim müsrif davranışlarımızdır! İhtiyaçtan fazla ekmek alarak tüketemeden çöpe atmamız, dışarıdan buğday almamıza sebep olmaktadır. Böylece gereksiz yere dış ülkelere döviz ödemek zorunda kalıyoruz. Halbuki o dövizleri çok daha hayati ihtiyacımız olan maddelerin alımında kullanabilirdik!

Bütün bunlar karşısında, israfa son vermek için dedelerimizin geçirdiği zor günleri asla unutmamalıyız. Mesela Çanakkale savaşında Mehmetçiğin yemek menüsü şöyleydi: 15 Haziran tarihli yemek menüsünün sabah kahvaltısında sadece üzüm hoşafı yer alıyor. Öğle yemeği hanesine ''yok'' yazılan menüde akşam yemeği, yağlı buğday çorbası ve tam ekmekten oluşuyor. Taburun aralıklı günlerle verilen menüsünde 26 Haziran günü sabah ve öğle yemekleri hanesinde ''yok'' ibareleri bulunurken akşam yemeği üzüm hoşafından oluşuyor ve askerlere tam ekmek veriliyor. Bu tarihi izleyen 18 Temmuz'da askerler, sabah üzüm hoşafı ve yarım ekmek ile günü geçirirken, öğle ve akşam yemeklerinden mahrum kalıyor. 8 Ağustos tarihli menüde ise sabah kahvaltısı yarım ekmek, akşam yemeği ise şekersiz üzüm hoşafından oluşuyor. Menünün altına düşülen notta ''21 Temmuz 1917'den itibaren başlayarak ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir. Çünkü un ve ekmek kalmamıştır'' yazısı yer alıyor.

Ankara Ticaret Odası, Türkiye'de her yıl 500 milyon dolarlık ilacın çöpe gittiğini bildirdi. ATO'nun hazırladığı "İlaçta İsraf" raporuna göre, eczanelerdeki ilaçların ortalama yüzde 7'si kullanım süresi dolduğu için çöpe atılıyor. Evlerde ise ilaçların yüzde 60'ının kutusu dahi açılmadan, kullanım tarihi sona eriyor.

Pakistan’da 500.000 insan açlıktan ölmek üzere... Dünyada her 3 saniyede bir insan açlıktan ölüyor... Bizde de israfın boyutlarının korkunçluğu ortada... Sizce de başımızı ellerimizin arasına alıp vicdanlarımızın sesiyle beraber bir düşünce iklimine yolculuk yapmamız gerekmiyor mu?

İsraf edenler şeytanın kardeşleridir

وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيراً {26} إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُوراً

Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp-savurma. Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı nankördür. (17/26–27)

İsraf insanı nefse hakim olma özelliğinden de yoksun bırakmaktadır. İnsanı nefsinin kölesi, nefsini de tanrısı haline getirmektedir. Nitekim Kur'an'daki: "Nefsinin isteklerini kendine tanrı edineni gördün mü?" (el-Furkan, 25/43) ayeti buna işârettir. Ayrıca insan aşırı tüketim ve israfının çoğu zaman farkında bile olmaz; çünkü "israf edenlere yaptıkları hoş gelir." (Yunus, 10/12)

İsraf fert ve toplum için bir bozuluştur

Bir toplumda lüks içerisinde yaşayanlar varsa, mutlaka orada zayıf durumda olan mağdur kesimler de bulunur. Çünkü birimizin gerektiğinden çok harcaması için, bir ötekimizin gerektiğinden az harcaması icap edecektir. Allah, yeryüzü sofrasına nimetleri dengeli bir biçimde göndermiştir. İsrafa gidenler, bu dengeyi, kendi lehlerine bozan isyancılardır. Refah ve lüks içerisinde olanlar hasta ve rahat hayatlarına tutkundurlar. Şehvet ve lezzetlerine bağlıdırlar. Kur'an-ı Kerîm bu tür sapmış ve haddi aşmış toplumların isyan içerisinde bulunduklarından söz etmektedir.

Servetin büyüyüp lüks uğruna harcanması sonucuna gitmemesi için malın zenginler arasında dönüp dolaşan bir devlet olması İslâm tarafından reddedilmiştir (bk. el-Haşr, 59/7). Bu yüzden lüks, bir toplum için "şer" kabul edilmiştir.

Bunun içindir ki israfın haram olması İslâm ekonomik sisteminin temel ilkelerinden biri kabul edilmiştir.

Müslüman müsrif olamaz, elindekileri israf edemez, lüzumsuz ve fuzuli yerlerde kullanamaz.

İsraf illetinden Efendimizin şu ikazı ile kurtulmaya çalışalım;

Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Sa’d (r.a.)’ın abdest alırken yanına uğradı. Ve O’na: “Bu israf nedir?” dedi. Sa’d (r.a.): “Abdestte israfa olur mu?” dediğinde, Efendimiz (a.s.) şöyle cevap verdi: “Evet. Akan bir ırmağın kenarında da olsan, israftan sakın.

İsraf eden toplumlar hep helak olmuşlardır

Kur'an-ı Kerîm tarihte lüks ve rahat bir hayat sürenlerden söz eder. Bu tür halklar kendilerini helâke sürükledikleri gibi onlara uyanları da aynı âkıbete sürüklemişlerdir.

Allah (c.c.), boş ve gayesiz harcamayı sevmez. Bu bir ekmek olabileceği gibi, bir ekmek kırıntısı da olabilir. Bir damla su olabileceği gibi boşa akan bir nehir de olabilir. Bu bir ömür olabileceği gibi, boşa geçen bir dakika da olabilir.

Sağlık, Allah'ın bize bir lütfu, bir nimetidir. Zaman yine bir nimettir. Sağlığımıza dikkat etmemek, zamanımızı boşa harcamak israftır ve bunun hesabı bizden sorulacaktır. Gereksiz olarak musluktan akıtılan su, yakılan elektrik israftır. Bütün ümmete ait olan nimetlerin boşa harcanmasıdır.

İsrafın ferd, aile ve toplum hayatında açtığı yaralar, yaptığı tahribat, tarih boyunca olduğu gibi bu gün de başlıca sorunlardan biridir.

Şuursuz bir tüketim toplumu yerine dengeli ve ruhî disipline girmiş bir toplum meydana gelmedikçe gerçekçi bir tasarruf yapılamaz ve gerekli yatırımlar gerçekleştirilerek dışa bağımlılıktan kurtulup bağımsız ekonomik sistem kurulamaz. Bunu da ancak İslam'ın hâkim olduğu bir toplum gerçekleştirebilir.

Teknolojiyi takip etmek israf değildir. Teknolojiyi bilinçsiz ve lüks amaçlı kullanmak israftır.

Lüksün hoş görülmediği ve haram kılındığı konusunda çeşitli nasslar bulunmaktadır. Ancak buradaki lüksü ileri teknoloji ürünü aletleri evimize sokma şeklinde anlamak yanlıştır. Burada lüksten içki, kumar, fuhuş, aşırı giyim, gücünün üzerinde gereksiz harcamalar, gurur-kibir, şan ve şöhret için ziyafet düzenlemek gibi harcama ve yaşantılar kastedilir.

Cep telefonlarının bilinçsiz kullanılması teknolojide israfa kaçılmasına bir örnek teşkil edebilir. İhtiyacı olan da olmayan de cep telefonu kullanmaktadır. O kadar ki ilkokula giden çocukların birçoğunun elinde cep telefonu var. Bu da çok büyük israfa sebebiyet vermektedir. Yine cep telefonunun her sene yenileme isteği de lükse kaçan bir israftır. Bütün bunlar da büyük bir maddi kayba sebebiyet vermektedir. Telefon ihtiyaç kadar ve ihtiyacı olanların kullanması gereken bir cihazdır. Yine bazı telefon kuruluşlarının müşterisine bedava konuşma hakkı tanıması sebebiyle, gereksiz yere saatlerce telefonlarla konuşulduğu vakidir. Bu hem vakit israfına hem de kaynakların boş yere kullanılması sebebiyle israfa yol açmaktadır. Bu konuda Peygamber Efendimizin nehir kenarında abdest alsan dahi suyu tasarruflu kullan hadisi yol gösterici olmalıdır.

İnsanlar, tabii ki bu arada Müslümanlar lüks eşyalar alıyorlar. Pahalı mobilyalar, baş döndürücü elektronik aletlerle 250 metrelik evlerini ve villalarını döşüyorlar. Marketlerden arabalar dolusu yiyeceklerle çıkıyorlar. Akılları dolduracak bir şekilde konforizme ve “mide”lere hizmet ediyorlar.

Halbuki bizim “iktisat etmek” gibi bir ilkemiz vardı. Allah’ın Rasülü “İktisad eden darlık çekmez” buyurmuştu. Yüce Allah’ın “İsraf edenler (saçıp savuranlar) şeytanların kardeşleri olurlar.” fermanıyla savurganlığın manevi fecaatini haber vermişti.

İsrafı kendine hayat tarzı edenler hakkı inkar ederler

İsraf edenler hep kendilerinin doğru yaptığını, kendilerinin üstün olduğunu düşünürler. Kendileri gibi olmayanları hakir görürler. Bu duru ayeti kerimede şöyle beyan edilir:

وَمَا أَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا إِنَّا بِمَا أُرْسِلْتُم بِهِ كَافِرُونَ

"Biz herhangi bir ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın zengin ve şımarık ileri gelenleri, mutlaka; "Biz, sizin getirdiklerinizi inkâr ediyoruz" demişlerdir" (Sebe', 34/34)

İslâm, israf yasağı ile özel mülkiyet hakkına bir sınır getirmiş ve servet kimin olursa olsun, onda toplumun hakkı bulunduğu ilkesini benimseyerek, israfla bu hakkın yok edilmesine engel olmak istemiştir.

Zamanı boş geçirmek de israftır

Şu imtihan dünyasında en kıymetli sermayemiz zamandır. İslam büyükleri zamanı keskin bir kılıca benzetirler. Onu iyi kullanırsak, iş görür. Eğer onu iyi tutamazsak bizi keser, mahveder.

İslam’ı yaşamak ve hayata hakim kılmak için zaman, bizlere bir emanet ve fırsat olarak verilmiştir. İmam Râzi şöyle nakleder: “Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu: Sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin. Onun bu sözünü duyunca, bu söz: Asr suresinin anlamıdır” dedim. İnsana verilen ömür, bir buz gibi erimektedir. Eğer bunu ziyan eder veya yanlış yere harcarsa, insanın hüsranına neden olur. Şu ilahi ikazı unutmayalım:

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

“Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür, 102/8)

Zaman nimetinden hesaba çekileceğiz. Efendimiz buyuruyor: “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunlarda aldanmıştır. Sağlık ve boş (müsait vakit).”

Gündüzü koşuşturma, gecesi televizyon işgali altında geçen çağın insanı, mânevî hayatı için değerlendirilebileceği boş vakte, ya da vakitlerini bu manevî mutluluğu için kullanmaya ne kadar muhtaçtır?

İnsanın boş zamanı yoktur. Boş zaman tembellerin, ahmakların ve akılsızların uydurduğu bir kelimedir. Allah (c.c.) zamanı insanlar için, insanları da “kendisini bilmesi” için yaratmıştır. Harcanan zaman değil, insandır. Öldürülen de zaman değil, insanın kendisidir. Boş zamanlar boş kafalar için vardır.

Hasılı, “Vakit geçiremiyorum”, “vakit geçirmek için yapıyorum” diyerek kirli işlerine vakti bahane edenler doğru bir iş yapmıyorlar. Müttaki mü’minlerin boş zamanı yoktur. Onun için vakit azizdir.

O halde ömür sermayemizi ve nefeslerimizi, Allah yolunda, Allah’ın rızasını tahsil etmek için harcayalım.

Müslüman israf ile cimrilik arasında bir noktadadır

Müslüman israf etmeyeceği gibi cimrilik de etmez. Orta yolu takip eder. Zaten iktisat kelimesi de bu gerçeği ifade etmektedir. Bu durum kur’an’de harcamada denge prensibi ile ifade edilmektedir.

وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَاماً

Onlar (Rahman’ın has kulları), harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar; (harcamaları,) ikisi arasında orta bir yoldur. (25/67)

Bir diğer ayeti kerimede şöyle buyuruluyor:

وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَّحْسُوراً

“Elini boynuna bağlı tutma (cimrilik yapma). Onu, büsbütün de açıp-saçma (İsraf da yapma), sonra kınanır, kaybettiklerinin hasretini çeker durursun.” (İsrâ, 17/29)

Allah yolunda çok mal infâk etmek israf değildir

Hz. Peygamber ve ashabının; "yüce Allah dağ gibi altın verse, bunu O'nun yolunda harcamayı temenni ettikleri" nakledilmektedir (Buhârî, Fedâilü's-Sahâbe, 6, Temennî, 2, Zekât, 4, Müslim, Münâfîkîn, 52, Zekât, 31, Fedâilü's-Sahâbe, 221, 222; İbn Mâce, Mukaddime, 10, Zekât, 3).

Fakat insanı başkalarına muhtaç hale getirecek kadar ölçüsüz yapılan bağış ve harcamalar israf sayılmıştır.

Müsriflerin özellikleri

1.Yaptıkları kendilerine süslü gösterilir:

كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ   

Yunus: 10/12

2. Allah müsrif olanları doğru yola iletmez:

إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ

 Mü'min: 40/28

3. Allah(cc) israf edenleri sevmez

إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

(el-A'raf, 7/31)